Bu hayatın sana ne zaman ne getireceği hiç belli olmuyor.. Geçmiş 10 sene oncesine baktığım zaman bu hayatı yaşayacağımı, burada olacağım ve bir RevenueKolik olacağımı söyleselerdi acaba tepkim ne olurdu?? Inanmam derdim herhalde.. Ama şimdi geldiğim noktaya bakıyorum.. Hala çok eksik var, ama iyi girmişim diyorum.. işte bu diyorum, ben bu olmalıydım, bunu sevmişim böyle kalmalıyım.. böyle devam etmeliyim yoluma.. yılmadan, yıkılmadan ve azimle..
Çok iyi hatırlıyorum, bundan 3 sene once ben Revenue Manager olacağım dediğim zaman insanların bana nasıl olacaksin ki? olamazsın dediklerini daha dün gibi hatırlıyorum.. Evet belki o zaman olamayabilirdim ama şimdi oyleyim.. bu hayatta bu yaşımda öğrendiğim çok iyi bir şey var : Birşey şeyi çok istersen, her gün çalışır ve azmedersin olursun.. OLURSUN.. oyle de güzel olursun ki herkesi ağzı açık kalır.. Ama biliyorum çok iyi miyim, hayır.. daha yiyecek kaç fırın ekmek beni bekliyor bilmiyorum.. ama bir kere çıktım yola, iş bitirmenin yarısı diyorum.. bundan sonrası da çorap söküğü gibi gelecek diyorum, yılmıyorum..
Sizlere yakında güzel haberler vermek dileğiyle..
Sevgiyle Kalın..
Bir RevenueKoliğin Anıları
10 Nisan 2011 Pazar
27 Şubat 2011 Pazar
Paris Seyahatime Devam..






Sabah "Café des 2 Moulins"'de harika bir kahvaltıdan sonra Louvre Muzesi'nin alt kısmında Cam Piramid bölümünde kurulmuş olan "Les Thermalies" Fuarına doğru yola düştük. Bence gezimin en güzel kısmı fuar'ın Louvre Müzesi'nde olması idi.. "Şanslıyım" dedim kendi kendime..
Fuar'ı gezdikten ve gereken tüm görüşmeleri yaptıktan sonra.. yine yollara düştük.. Fuarda ilgimi gerçekten çok çeken bir bölümü de özellikle anlatmadan geçmek istemiyorum.. Renk seçimine göre yağlar yapılmış ve hepsinin ayrı özelliği ve faydasi var. Ben Mor'u seçtim ve kokusu da Lavanta :)
Oradan yine tarihi gezimiz için buz gibi ( -5) havada yollara düştük.. ( Cok sevdiğim bir arkadaşımın verdiği bere'yi iyiki yanıma almışım.. sanırım o olmasa donardım.. :) )) Buz gibi Paris sokaklarında uzun bir süre yürüdükten sonra Montmarte'a geldik.. Paris'in en güzel, en sanat kokulu yerlerinden bir tanesi.. sokağın içine girerken bile o sanat kokusunu alabiliyorsunuz.. Ressamlar, illuzyon sanatçıları, tiyatrocular ve daha neler.. harika cafe'ler..tabii o kadar soğukta kendimizi ilk bulduğumuz café'ye attık.. içerisi sıcacık.. hem havası hem de insanları.. herşey sıcacık.. yemekler, şarapları, servisleri bir harika.. sanki senelerdir o café'ye geliyormuşum gibi hissettim.. kendimi oraya ait hissettim.. sanki Paris'te yaşıyorum ve o café'ye de her hafta geliyormuşum gibiydi.. güzel bir duygu... hele bir de yanınızdaki arkadaşlarınız da sizinle aynı güzelliği paylaşıyorsa.. onun tadı da bir başka oluyor..
Paris sayesinde belki de raflara kaldırdığım o tarihi ve kültürel hazlarımın tozlarını aldım ve tekrar çıkardım.. ve gördüm ki hayat onlarla gerçekten çok güzelmiş..
Sevgiyle Kalın..
Fuar'ı gezdikten ve gereken tüm görüşmeleri yaptıktan sonra.. yine yollara düştük.. Fuarda ilgimi gerçekten çok çeken bir bölümü de özellikle anlatmadan geçmek istemiyorum.. Renk seçimine göre yağlar yapılmış ve hepsinin ayrı özelliği ve faydasi var. Ben Mor'u seçtim ve kokusu da Lavanta :)
Oradan yine tarihi gezimiz için buz gibi ( -5) havada yollara düştük.. ( Cok sevdiğim bir arkadaşımın verdiği bere'yi iyiki yanıma almışım.. sanırım o olmasa donardım.. :) )) Buz gibi Paris sokaklarında uzun bir süre yürüdükten sonra Montmarte'a geldik.. Paris'in en güzel, en sanat kokulu yerlerinden bir tanesi.. sokağın içine girerken bile o sanat kokusunu alabiliyorsunuz.. Ressamlar, illuzyon sanatçıları, tiyatrocular ve daha neler.. harika cafe'ler..tabii o kadar soğukta kendimizi ilk bulduğumuz café'ye attık.. içerisi sıcacık.. hem havası hem de insanları.. herşey sıcacık.. yemekler, şarapları, servisleri bir harika.. sanki senelerdir o café'ye geliyormuşum gibi hissettim.. kendimi oraya ait hissettim.. sanki Paris'te yaşıyorum ve o café'ye de her hafta geliyormuşum gibiydi.. güzel bir duygu... hele bir de yanınızdaki arkadaşlarınız da sizinle aynı güzelliği paylaşıyorsa.. onun tadı da bir başka oluyor..
Paris sayesinde belki de raflara kaldırdığım o tarihi ve kültürel hazlarımın tozlarını aldım ve tekrar çıkardım.. ve gördüm ki hayat onlarla gerçekten çok güzelmiş..
Sevgiyle Kalın..
11 Şubat 2011 Cuma
Paris Seyahatim 3



Merhaba,
Paris Seyahatimin 3. bölümünü yazmaktan büyük mutluluk duyuyorum..
Öncelikle sabah kahvaltı için oyle bir yer buldum ki.. herhalde hayalini kursam senelerce yine de orada olacağımı tahmin bile edemezdim.. Amelie filminin çekildiği "Café Des 2 Moulins".. Benim için sürekli film arşivimde olması gereken bir filmdir "Amelie" ve günün birinde Paris'teyim ve filmin çekildiği café'de kahvaltimi ediyorum. "Petit Dejeuner d'Amelie".. Baton Ekmek, Harika bir reçel, Croissant ve Çay.. Kahvaltıdan sonra da Kahve.. Ama dikkat etmek gerekiyor, kahve deyince hemen Espresso anlıyorlar ;)
Kahvaltımı ederken, Café'deki herşeyi inceledim, filmi aklıma getirdim.. Evet "Amelie burada çalışıyordu" dedim. Şurada sevdiği erkek oturuyordu, O'nun arkasından bakıp kalbinin nasıl attığını düşündüm.. Sonra gelen insanlara baktım.. Hayat çok normal burada, sanki film çekilen Café değil de burasi, normal burada yaşayan insanların her sabah uğrayıp bir sabah kahvesi içtikleri, birbirleriyle bir sabah sohbeti yaptıkları ve daha sonra işe gittikleri bir yer gibi .. Kendimi oraya çok ait hissettim. Sanki ben de buraya yakın bir yerde oturuyorum da sabah kahvaltımı etmeye gelmişim gibi .. Birkaç gün bile olsa böyle hissetmek çok güzel..
10 Şubat 2011 Perşembe
Paris Seyahatim 2


Günaydın Herkese,
Öncelikle bu güzel güneşli bir günde güzel bir gün diliyorum herkese..
Paris'te 2.gün sabah durağımız Louvre Muzesi.. Ama ilk olarak amacımız muzeyi gezmek değil. Icındeki Cam piramid'de yapılan Les Thermalies Fuarı.. Harika ürünler, harika spa araçları ile dolu çok büyük olmasa da ilgi çekici ve kaliteli ürünlerin olduğu bir fuardı. ( Gerçi çok bilgi sahibi olmasam da birçok şeyi öğrendim diyebilirim..)
Tüm gün orayı gezdikten sonra, muzeden çıktık ve tekrar Paris'i gezmenin yolunu tuttuk. Bu arada hava sıcaklığı 0 derece, ama rüzgar esince -5 oluyor. inanılmaz..
Adım başı köprü, her birinin ayrı ve güzel bir hikayesi var.. Hepsi tarih kokuyor.. Hepsinden geçmek istiyor insan.. Bu köprüye de ayak bastım demek istiyorsun.. Cadde kenarlarındaki seyyar satıcılar.. Harika resimler, bardak altlıkları, buzdolabı süsleri ve daha neler neler.. En büyük keyfim.. O seyyar satıcılardan birşeyler almak :) bana ayrı bir haz veriyor..
Etraftaki tüm binaların resmini çekmek istiyorum, hepsinde ayrı bir tarih var. İçimden soruyorum kendime, acaba bu binalarda kimler yaşadı? Hangi şairler, hani ressamlar, hangi cocuklar, aileler? Hepsinin dili olsa da anlatsa bana diyorum.. Bina bina dolaşırdım herhalde hepsindeki enteresan hikayeleri dinlemek için..
Akşam Lafayette'i geziyoruz.. Devasa bir alışveriş merkezi ama o da tarih kokuyor.. Binanın tepesine bakıyorsunu ayrı ayrı işlenmiş herşey.. :) inanılmaz güzellikte.. aslında amacın binanın içini gezmek.. hiç içimden alışveriş yapmak gelmiyor ( ben ki alışveriş yapmadan duramayan bir kadın olarak!! :) ) , ama itiraf etmeliyim ki en üst katındaki kitapçı bir harika... işte oraya bayıldım, beni bıraksalar kapanışa kadar kalırdım herhalde.. kitaplari koklamak bile istedim.. Ve işte o an geldi.. Fransızca TenTen kitapları.. senelerdir beklediğim başka bir an'dı o.. çünkü tüm türkçeleri elimde var ama fransızcası yok.. ve tabii ki hemen aldım.. :)))
Bir insan gittiği bir şehirde bu kadar ayrıntı hatırlar mı? ben unutmuyorum işte..
devam edeceğim.. :)
Öncelikle bu güzel güneşli bir günde güzel bir gün diliyorum herkese..
Paris'te 2.gün sabah durağımız Louvre Muzesi.. Ama ilk olarak amacımız muzeyi gezmek değil. Icındeki Cam piramid'de yapılan Les Thermalies Fuarı.. Harika ürünler, harika spa araçları ile dolu çok büyük olmasa da ilgi çekici ve kaliteli ürünlerin olduğu bir fuardı. ( Gerçi çok bilgi sahibi olmasam da birçok şeyi öğrendim diyebilirim..)
Tüm gün orayı gezdikten sonra, muzeden çıktık ve tekrar Paris'i gezmenin yolunu tuttuk. Bu arada hava sıcaklığı 0 derece, ama rüzgar esince -5 oluyor. inanılmaz..
Adım başı köprü, her birinin ayrı ve güzel bir hikayesi var.. Hepsi tarih kokuyor.. Hepsinden geçmek istiyor insan.. Bu köprüye de ayak bastım demek istiyorsun.. Cadde kenarlarındaki seyyar satıcılar.. Harika resimler, bardak altlıkları, buzdolabı süsleri ve daha neler neler.. En büyük keyfim.. O seyyar satıcılardan birşeyler almak :) bana ayrı bir haz veriyor..
Etraftaki tüm binaların resmini çekmek istiyorum, hepsinde ayrı bir tarih var. İçimden soruyorum kendime, acaba bu binalarda kimler yaşadı? Hangi şairler, hani ressamlar, hangi cocuklar, aileler? Hepsinin dili olsa da anlatsa bana diyorum.. Bina bina dolaşırdım herhalde hepsindeki enteresan hikayeleri dinlemek için..
Akşam Lafayette'i geziyoruz.. Devasa bir alışveriş merkezi ama o da tarih kokuyor.. Binanın tepesine bakıyorsunu ayrı ayrı işlenmiş herşey.. :) inanılmaz güzellikte.. aslında amacın binanın içini gezmek.. hiç içimden alışveriş yapmak gelmiyor ( ben ki alışveriş yapmadan duramayan bir kadın olarak!! :) ) , ama itiraf etmeliyim ki en üst katındaki kitapçı bir harika... işte oraya bayıldım, beni bıraksalar kapanışa kadar kalırdım herhalde.. kitaplari koklamak bile istedim.. Ve işte o an geldi.. Fransızca TenTen kitapları.. senelerdir beklediğim başka bir an'dı o.. çünkü tüm türkçeleri elimde var ama fransızcası yok.. ve tabii ki hemen aldım.. :)))
Bir insan gittiği bir şehirde bu kadar ayrıntı hatırlar mı? ben unutmuyorum işte..
devam edeceğim.. :)
9 Şubat 2011 Çarşamba
Paris Seyahatim 1





19 Ocak - 23 Ocak tarihlerinde hayatımda en çok hayalini kurduğum bir şeyi gerçekleştirdim. Paris'e gittim.. En son 1998 senesinde gitmiştim, 20'li yaşlarımda.. şimdi ise 30'lu dönemdeyim ve herşeye çok daha farklı bir gözle baktım..Herşey başka bir güzel, başka bir keyifli idi.. hayatımın en güzel et yemeklerini, en güzel creme brulee'lerini ve en güzel sufle'yi yedim.. Uzun lafın kısası hiç aç kalmadım :) ( genelde Berlin'de, Londra'da aç kalıyorum.. )
Ilk vardığımız akşam doya doya Champs Elysees'i bir uçtan öbür uca kadar gezdik.. Beğendiğim tüm mağazaların, restaurant'ların ve her binanın resmini ( maalesef her zamanki gibi fotograf makinamı bavulumda unuttuğum için, ama neyseki cep telefonum fotograf çeken ozellikte olmasına şükrediyorum) çektim.. Guerlain, Louis Vuitton, Mont Blanc, Celio, Lido.. hatta Marriott'u hiç böyle bir tarihi bir binada görmemişsinizdir.
Leon de Bruxelles'de güzel bir akşam yemeği yedik.. Tabii ben tüm deniz ürünlerini çok pişmiş yedim :)..
Ayrıca tabii ki Starbucks'lar.. Onlar olmazsa olmaz.. Hayatımda yine ilk tarihi bir binada Starbucks gördüm.. Inanılır gibi değil.. Tavanlarda bile harika işlemeleri vardi.. Bakmaya bile doyamadım..
Ayrıca sabahları da kahvalti olarak pan cake veriyorlar.. Tam benlik Pan Cake ve Caffee Latte.. hımmm..tadından yenmez..
Ilk akşamı boyle muhteşem geçirdik..
Devamını da yazacağım ... :)
Ilk vardığımız akşam doya doya Champs Elysees'i bir uçtan öbür uca kadar gezdik.. Beğendiğim tüm mağazaların, restaurant'ların ve her binanın resmini ( maalesef her zamanki gibi fotograf makinamı bavulumda unuttuğum için, ama neyseki cep telefonum fotograf çeken ozellikte olmasına şükrediyorum) çektim.. Guerlain, Louis Vuitton, Mont Blanc, Celio, Lido.. hatta Marriott'u hiç böyle bir tarihi bir binada görmemişsinizdir.
Leon de Bruxelles'de güzel bir akşam yemeği yedik.. Tabii ben tüm deniz ürünlerini çok pişmiş yedim :)..
Ayrıca tabii ki Starbucks'lar.. Onlar olmazsa olmaz.. Hayatımda yine ilk tarihi bir binada Starbucks gördüm.. Inanılır gibi değil.. Tavanlarda bile harika işlemeleri vardi.. Bakmaya bile doyamadım..
Ayrıca sabahları da kahvalti olarak pan cake veriyorlar.. Tam benlik Pan Cake ve Caffee Latte.. hımmm..tadından yenmez..
Ilk akşamı boyle muhteşem geçirdik..
Devamını da yazacağım ... :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)